dfc TIRMIK iZi TIRMIK iZi

TIRMIK iZi

Hayat size tırmık attı diye yakınacağınıza siz de hayata tırmık atın, iziniz kalsın!..

Cumartesi, Ağustos 22, 2009

İlk ve son...

Nihayet sona geldik işte... Tırmık İzi'nde artık sadece kitapta yer almayan bazı seçilmiş yazılar var. Yeni blogda elbette devam ediyor başka hikâyeler, başka yazılar... http://www.uygunsuzvaziyet.blogspot.com/ adresinde her zaman birlikte olmak dileğiyle, bugüne kadar Tırmık İzi'ne gösterilen ilgiye sonsuz teşekkürle...

Ek ve de dip: Tırmık İzi kitabına ulaşmak isteyenler, ''arıyoruz ama bulamıyoruz'' diyenler; internetteki hemen her kitap sitesinde satışı var, üstelik internet siparişlerinde fiyatı daha uygun. Bilginiz ve ilginiz olsun:) Sağolun...
posted by Handan Demiralp at 13:53 0 comments

Pazartesi, Mayıs 04, 2009

Ahora/ Şimdi...

Mayıs saçına turunç çiçekleri takıp çıkageldi; hayli heyecanlı, şarkıdaki gibi ''sevinçli bir telâş içinde'' ve çok da güzeldi. Mutfağa buyur ettim hemen, tezgâhın üzerinde duran taze baklaları, son enginarları, Kazdağları eteklerinden toplanmış taze sarmısakları ve cümle Ege otlarını aralayıp yerleşti, sonra gülümsedi. ''Ben her zamanki gibi kahve içiyordum, sen de ister misin?'' diye sordum, başıyla evetledi. Gerisi kimseyi ilgilendirmez, sohbetimiz bizimdi, sadece bize aitti...

Ve şimdi; evet, aradan epey uzun zaman geçti. Muhtelif yerlerde çekilmiş yüzlerce fotoğraf, yaşanmış sürüyle an, anlatılacak çok hikâye birikti. Elbette suskunluğumuz çaresizlikten değildi, bu seçilmiş sessizliğin ardından gelecek olanı beklemek güzeldi. Kapağı birkaç defa değiştirdik, orasıyla-burasıyla oynadık, yazıları eledik, arada sevgili editörümle nitelikli ve hoş kavgalar ettik falan ama neticede sona gelindi. Şimdi artık baskı aşamasında ''Tırmık İzi''... Duyurması benden, internet üzerinden yapılacak siparişlerde fiyatı indirimli. Adresi zaten daha önceden verilmişti. Piyasaya çıkar-çıkmaz bu sayfa başka bir bloga terkedecek o hep bildiğiniz yerini. Ben ve bana dair şeyler mi? Merak etmeyiniz efendim; çok şükür, iyiyiz, gayet iyi. Sevgi ve şükranla selâmlıyoruz bulunduğumuz andan cümlenizi...
posted by Handan Demiralp at 21:20 9 comments

Perşembe, Ekim 23, 2008

Bitti...

20 Mart 2006 Pazartesi- 23 Ekim 2008 Perşembe
Doğum yeri Çengelköy-İstanbul, ölüm yeri Beştepe-Ankara

Kimilerine göre katlanılması zor özürlü bir hayatı çok severek, kabûllenerek ve mutlu yaşadı. Bu akşam ansızın gelen kalp ve solunum krizine dayanamadı. Akşam ezanı okunurken kucağımda, usulca süzüldü ruhu bedeninden ve ne yazık ki dünyalarımız ayrıldı. Canımın parçası Umut oğlum geride kirpi, köpek, kedi, kaplumbağa ve insan dostlarıyla paylaşıp çoğalttığı muhteşem hatıralar bıraktı...
Onun için kullandığım ''yürüme özürlü-yaşama özürsüz'' sıfatı hep benimle kalacak. Kısacık hayat hikâyesi sahip olduklarıyla bir türlü yetinemeyen, mutlu olmayı beceremeyen nicelerine ders olacak. Benim canım oğlum ''göçmüş kediler bahçesinde'' artık dilediği gibi koşup oynayacak. Onun kocaman sevgi dolu yüreğini ve yaşama cesaretini saygıyla selâmlıyor, Umut'umu sonsuz bir şükranla uğurluyorum...

Ve ''Tırmık İzi''ni asıl şimdi, burada bitiriyorum. Hoşçakalın...

Fotoğraf: Sevgili Nazlı Taşpınar, oğlumun bu son fotoğrafını geçen Pazar günü bizim bahçede çeken can dostuma şükranlar...
posted by Handan Demiralp at 23:36 11 comments

Pazar, Haziran 15, 2008

El padre y el gato/ Baba ve kedi...

Aslında anlatacak çok şey birikti; lâkin lisan-ı müsait hususunda tereddütlerim var. Acaba hayattayken olduğu gibi sesli cümleler mi kurmalıyım, yoksa sadece düşünceleri okuyup olan-biteni anlar mı ölmüş babalar? Bilirim; hiç sevmezdi öyle özel günleri falan, aldırış etmezdi, hediye-mediye zaten istemezdi. Ona son aldığım ''Babalar Günü'' hediyesi pilli bir masaj yastığı idi, heyhat, onu da eskitmeye vakti kâfî gelmedi...

Tekâmülünün hangi kısmında olduğunu bilemiyorum şimdi, zira son onbeş senedir bana birşey söylemedi. Ancak o bana göre hep bu evlilik fotoğrafındaki kırık gülümsemeli güzel adamdır, hiç değişmedi. Aynadaki sûretimde, varlığımda, hücrelerimde yaşamaya devam ediyor kaldı ki; zannedildiği gibi ölmedi. Kırıla-döküle, bölüne-parçalana kırkdört yaşıma geldim, herşeye rağmen hâlâ babasını özleyen içimdeki o öksüz sanki hiç büyümedi... Beni ben yapan değerleri ve varlığımı armağan eden babama 2008 senesinin ''Babalar Günü''nden sonsuz saygı ve şükranla... Benimle beraber yaşayacaksın babacığım, daima...

Kedilerin öyle özel günleri, hediye alma-verme gelenekleri yok. Onlar sadece ve yalın hali ile ''kedi''. Bundan ziyadesi ile memnunlar üstelik, çünkü klimanın üstünden hayata bakan kedi kız Bebeto öyle dedi. Ve ekledi:

''Kedi olmayı başka hiçbirşeye değişmez akıllı bir kedi, lâkin havalar da sıcakladı, şu üzerinde oturduğum aleti arada çalıştırsan fena olmazdı hani. Anladık, tamam, elektriği, uzaktan kumandayı, klimayı falan insanlar icat etti ama arada bir bize de yarasın şu medeniyetinizin göstergesi saydığınız ileri teknoloji, değil mi?..''


Mesajı aldık, evet, artık Ankara'ya da yaz geldi:)
posted by Handan Demiralp at 13:42 3 comments

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

Conforme/ Benzer...

Güneşli, pırıl pırıl bir Mayıs gününde evinin eşiğinde oturup kedini sevmenin, varlığını güneşle ve onunla bütünlemenin milliyeti yoktur, dini-imanı başka olsa zaten ne farkeder? Hikâyeler bambaşkaysa da şu anda hissedilenler tıpatıp benzer... Aynı içten ve dıştan ısınma hissi, aynı göz kamaşması, aynı yumuşaklık, ülkeler, kültürler, diller değişse de tanım değişmez: hayatın sade güzellikleriyle mutlu olan ve yaşıyor oluşunu durmadan kutlayan işte aynı mütevazı insanlık, elde kahvaltı kâsesi, sırtta eski bir tişört, ayakta parmakarası terlikler...

Amsterdam'da kanal boylarında sıralanan binalar da birbirine benzer. Ama Venedikte'ki o ''dekor şehir'' havası yoktur pek, burası daha gerçekçidir. Ve camın arkasından bakıyor olsan da farketmez kardeşim, güneş her yerde ve her zaman güneştir. Kedi güneşe bakar, önünden kanal akar, dallara kuşlar konup kalkar. Gezici ve yazıcı kadın ise durup hepsine bakar elbette, içinden şunu geçirir ihtimâl: ''demek kedi ve tül perde arasındaki huzursuz ilişki heryerde benzer, her zaman var...'' Zira kedi hayata perdenin ardından bakmayı sevmez; atar tırnağı, ip çeker, büzüştürür, hırpalar, perdenin ütüsünü ve fiyakasını bozar... Perde yenilir, aradan çekilir, kedi susar...

Bir şehrin içinden sular geçiyorsa o şehir köprülere mecburdur her zaman. Bu köprülerin uzunluğu, büyüklüğü, eni-boyu öyle fazla mühim sayılmaz, bir tarafı öte tarafa bağlaması ve insanın ayağının kuru kalmasını sağlaması kâfidir. Zaten suya göre köprülerin, köprülere göre de suyun varlığı hayli izafîdir. Biri olmasa ötekinin gereksizliği kuşları ve bisikletleri hiç ilgilendirmez, evet ama kayıklar için vaziyet hiç de öyle değildir... Ve zaman sonunda mutlaka günün kapısına akşamı getirir, sen ise sıradanlıklardan benzerlikler avlarsın, ''insan'' olduğunu bir kez daha anlarsın... Bu kadar basittir...
posted by Handan Demiralp at 18:27 3 comments

Perşembe, Nisan 17, 2008

Cantar/ Şarkı söylemek...

Fotoğraf 14 Şubat 2002 Perşembe akşamı, TRT İstanbul Radyosu/TRT FM Stüdyosu'nda çekilmişti, saat 20.00 civarı olsa gerekti. ''Yıldız Sesler'' programı henüz bitmiş, Uğur Çınar ile birlikte bu güzel hanımefendiyi aramıza alıp poz vermiştik program arşivi için... O zamanlar TRT FM dinleyicilerinin en sevdiği programlardan biriydi ''Yıldız Sesler'', doğru ve iyi yapılmış bir işti, dinleyici de zaten hakettiği notu buna göre vermiş, devam ettiği müddetçe büyük bir ilgi ile takip etmişti. Bu fotoğrafın ve bu anın tekrarı hiç olmayacak artık çünkü objektife gülümseyen bu hoş hanım ''Perihan Altındağ Sözeri'' idi...
Kedileri içinden en sevdiği kaybolmuştu, hiç unutmam, o akşam buna dertliydi. Uzun uzun anlatmıştı bana, ''döner mi dersiniz efendim'' diye nazikçe sormuştu, aynı vakitler benim kedilerimden Arda da kaybolmuştu, yüreğimdeki tuhaf boşluğun içine bolca umut katarak ''niçin dönmesin, döner tabii, ikisi de çıkıp gelir gittikleri yerden muhakkak, üzülmeyiniz'' deyip gülümsemiştim. Oysa dönmediler, akıbetlerini öylece meçhûl kılıp gittiler. İkimiz de bir daha bundan hiç söz etmemeyi seçtik, her karşılaştığımızda sarıldık, öpüştük, muhabbet ettik ama kayıplarımızdan hiç bahsetmedik... Ve fakat eminim; ''Bir İhtimâl Daha Var'' şarkısını her duyuşumuzda kimseye belli etmeden, sessizce içimizden onları geçirdik...

Perihan Altındağ Sözeri, 1953 yılında Radyo Alemi mecmuasında 20 hafta boyunca yayınlanan "Hayatım" yazı dizisinde ; (sayı 19. 2 Temmuz 1953 ) Sahibinin Sesi plak şirketi müzik şefi Artaki Candan'ı görmek için Ankara'dan trenle İstanbul'a gittiğini anlatır: "Artaki Candan'ın odasına girip karşısına sıralandığımız zaman teyzem elindeki kartı kendisine verdi. Hiç unutmam kartı okudu, anneme ve teyzeme sıra ile baktıktan sonra "hanginizsiniz efendim" diye sordu. Bahsedilenin bu küçücük zayıf kız olabileceğini hiç düşünmemişti. Tasrih edilince [açıklanınca] gözlüklerinin üzerinden hayretle beni bir iyi tetkik etti. "Yaa, gel bakalım küçük hanım" dedi. Artaki Candan'a (toprağı bol olsun) ; Yalnız bırakıp gitme bu akşam'ı okudum. Dirseklerini masaya avuçlarını şakaklarına dayamış sessiz dinliyordu. Şarkı bittiğinde masaya damlayan gözyaşlarını gördüm. Kalktı, yanıma geldi ve alnımdan öptü. Israrla gözlerimin içine bakarak "Bir gün memleketin büyük yıldızı olacaksın, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılma. İstikbal senindir kızım"diyerek zile bastı, gelen memurla Ermenice bir şeyler konuştu. Biraz sonra önümüzde iki nüsha olarak mukavele duruyordu. Sahibinin Sesi şirketi hesabına on plak dolduracaktım ve plak başına 25 lira olmak üzere 250 lira alacaktım. Parayı teyzeme teslim ettiler. Bizi teşyi için [yolcu etmek] merdiven başına geldi. Biz aşağı inmeye başladığımız sıra Safiye Ayla ile karşı karşıya geldik."

Sevgili Safiye Ayla'nın cenaze merasimini naklen yayın ile dinleyiciye aktarmak bana nasip olmuştu, halen bugün gibi net hatırlarım. Perihan Hanım'ın vefat haberini aldığımda da İstanbul'da olamadığıma çok hayıflandım. Gidip uğurlamayı çok isterdim ancak kısmet olmadı, yapamadım:( Yıldız Sesler'in hatıra defterini bulup çıkardım hemen, oradaki mütevazı imzasına hüzünle dokundu parmaklarım... ''Sönmez Artık Yüreğimde Yanan Bu Sonsuz Ateş''i Uşşak makamında bir kederle mırıldandım. Sonra içinde bulunduğum andan uçtum, bulutların arasında onu aradım. Baktım ki; kucağında o vakit kaybolan kedisi ile birlikte mutlu mutlu gülümsemekte, bana her zamanki zarif edası ve nefis İstanbul Türkçesi ile ''gördünüz mü efendim, buldum onu en nihayetinde, çok mesudum hakikaten'' dedi ve ardından bu görüntü usulca silinip gitti gözlerimin önünden... Burnumu çekerek gülümsedim, huzurlu bir ''güle güle'' esip geçti yüreğimden...
posted by Handan Demiralp at 15:19 4 comments

Pazar, Mart 16, 2008

Dedicar/ İthaf etmek...

Adı Amelia; hassas, duygusal bir genç kız olduğu elyazısından belli. Sadece bu çok eski fotoğrafın arkasına değil, zamana da imza atmış olduğunu o vakitler bilmiyor tabii. Tatlı arkadaşına, cariñosuna * ithaf ediyor bu fotoğrafı, aradan onlarca sene geçtikten sonra, 2008 Mart'ının güneşli bir Pazar öğle sonrasında Madrid'in bitpazarı El Rastro'da aylak aylak dolaşan bir gezgin kadının onu ansızın farkedip bulunduğu tozlu kutunun başına çömeleceğinden habersiz. Özenle buklelenmiş saçları, zarif elbisesi ve olanca gençliğiyle hafif yandan bakıyor önündeki hayata Coruña'lı Amelia, dudaklarında belli-belirsiz, incecik ve kırılgan bir gülümseme ile... Öylesine...

Amelia'nın bu fotoğrafının bulunduğu kutuda başka sepya fotoğraflar da var; birbiri ile alâkasız, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde çekilmiş, ama genellikle 1930'lu tarihler taşıyan fotoğraflar bunlar. Kutunun başında eşelenirken özellikle üzerine ya da arkasına elyazısı ile notlar düşülmüş olanlarını seçip ayırıyorum. Kenarda köşede kalmış bir eskici dükkânının önüne açılmış sergide, kimsenin dikkatini çekmeyen tozlu fotoğraf kutusuna bu denli ilgi gösterişim dükkân sahibini hayli şaşırtıyor. Sorduğunda başımı kaldırıp ''ben bir masalcıyım'' diyorum, ''çok uzaklardan geldim, burada kendime yeni masallar arıyorum''... ''Fàbula *? Hmmmm...'' diyor yaşlı adam, kafasında bu durumda fotoğrafların bedelini birkaç kademe yükselteceğini belirtir bir bulut dolaşıyor. Ama yere diz çöküp hüzün ve saadet arasında gidip gelen duygularla fotoğrafları ayıran gezgin ve de masalcı kadına baktığında kendi düşüncelerini ''boşveeeer'' gibi bir el hareketi ile dağıtıyor, ''seç istediğini'' diyor, ''kaç tane alırsan bir tane de benden sana hediye''... Gülümsüyorum, sepya fotoğraflardaki farklı sûretler de gülümsüyor benimle birlikte. ''Güzel Amelia'' diye fısıldıyor içimdeki masalcı, ''hikâyen nerede başladı, nerede bitti bunu bilemem ama seni daha fazla bu tozlu kutuda bekletemem, o tatlı arkadaşın, belki sevgilin seni terketmiş olabilir, lâkin kaderlerimiz kesişti bir kere, artık ben seni terkedemem''... Zarif elbisesinin kıvrımları usulca dalgalanıyor, küpeleri sallanıyor sanki, sanırım bunu sadece ben farkediyorum. Bedelini ödeyip kendi masalıma kattığım fotoğraflarla dükkândan ayrılırken gözlerimi kamaştıran Madrid güneşini Amelia'ya ithaf ediyorum... Gökten düşen üç elmadan birini yere değmeden yakalıyorum...

(Amelia'nın bileğindeki saat hangi yitik zamanı gösteriyor, seçebilen var mı? Benim gözler happı yuttu da, artık yakını hiç göremiyorum!.. Ayrıca fotoğraf arkası notun çevirisinde bana çok uzaklardan yardım eden sevgili Hakan Gürsel'e de içtenlikle teşekkür ediyorum...)

* Cariño: Sevgi, aşk...

* Fàbula: Masal...

Posted by Picasa
posted by Handan Demiralp at 21:11 4 comments